EKONOMİ
Giriş Tarihi : 21-08-2026 06:04   Güncelleme : 21-08-2026 06:04

ABD Borcu 40 Trilyon Doları Geçti

ABD'nin ulusal borcu 40 trilyon doları geçerek endişeleri artırdı. Uzmanlar, yüksek faiz oranlarının haneler üzerindeki etkilerini değerlendiriyor.

ABD Borcu 40 Trilyon Doları Geçti

Amerika Birleşik Devletleri'nin ulusal borcu, bu hafta 40 trilyon doları aşarak hem iç hem de dış piyasalarda endişelere yol açtı. Bu durum, ülkenin ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğu sinyallerini veriyor. Uzmanlar, borçlanmanın artmasının ve yüksek faiz oranlarının, haneler ve tüketiciler üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini belirtiyor. ABD ulusal borcunun 40 trilyon doları geçmesi, tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Maya MacGuineas, Sorumlu Federal Bütçe Komitesi başkanı, bu durumun 1981 yılında 1 trilyon dolara ulaşan borçla karşılaştırılabileceğini ifade ediyor. O dönemde, Ronald Reagan'ın yaptığı bir televizyon konuşmasında, "Eğer bir uyarıya ihtiyacımız varsa, bu olsun" dediğini hatırlatıyor. Bugün, ABD'nin 250. yılına yaklaşırken, borç faiz ödemeleri, yalnızca borçlanma maliyetleri açısından bile daha fazla harcama yapılmasına neden oluyor. Hem Donald Trump hem de Joe Biden yönetimleri döneminde artan kamu harcamaları, borcun bu seviyelere ulaşmasında etkili oldu. Sosyal programlar ve diğer harcamalar, vergi indirimleri nedeniyle azalan gelirleri geride bıraktı. 2008 mali krizi ve Covid-19 pandemisi gibi krizlere yanıt olarak artan borçlanma, durumu daha da kötüleştirdi. Trump'ın ilk başkanlık döneminin başlangıcında, 2016 yılında ABD ulusal borcu 20 trilyon dolara yakın bir seviyedeydi. Son on yılda bu rakam iki katına çıktı. Kongre Ortak Ekonomik Komitesi'ne göre, borç her saniye yaklaşık 90 bin dolar artıyor, bu da günde 7.8 milyar dolara denk geliyor. California Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Eric Swanson, "Şu anki durum, on yıl öncesine göre çok farklı. Uzun vadeli faiz oranları, çok yıllık zirvelerde. Bunun bir kısmı enflasyon endişelerinden, diğer kısmı ise ABD hükümetinin aşırı borçlanma seviyelerinden kaynaklanıyor" diyor. Tahvil piyasası, yatırımcıların ABD'nin borç seviyesinden endişe duyması nedeniyle daha yüksek getiriler talep ediyor. Ayrıca, teknoloji şirketlerinin yapay zeka yatırımları için büyük miktarlarda borçlanması, hükümetle yatırımcıların parası için rekabet etmesine neden oluyor. Ekonomist Mohamed A. El-Erian, "Faiz oranları yükseldiğinde, açık bütçenin finansmanı daha pahalı hale geliyor" diyor. Hükümet borcunun faiz ödemeleri, geçen yılın aynı dönemine göre %15 daha yüksek. Bu ödemeler, vergi gelirlerinin neredeyse %20'sini oluşturuyor ve savunma harcamalarından daha fazla. ABD, 41.1 trilyon dolarlık borç tavanına yaklaşırken, borcun 2036 yılına kadar yaklaşık 64 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Ancak ekonomistler, durumun henüz kritik bir aşamaya gelmediğini belirtiyor. ABD'nin dünyanın en büyük ekonomisi olması ve doların dünya rezerv para birimi olması, ülkenin mali sorunlarla başa çıkma süresini diğer ülkelere göre daha uzun kılıyor. El-Erian, "Artık bir sarı ışık yanıyor, ama kırmızı ışık değil" diyor. Swanson, diğer ülkelerin de benzer veya daha yüksek borç seviyelerine sahip olduğunu vurguluyor. ABD ulusal borcu, ekonominin büyüklüğüne oranla %126 seviyesinde, ancak bu oran G7 ülkeleri olan Japonya ve İtalya'dan daha düşük. Ancak, yatırımcıların ABD hükümetine borç verme isteği azalmaya başlıyor. Bu durum, hükümetin borcunu satabilmek için daha yüksek getiriler sunmasını gerektiriyor ve bu da bir kısır döngü yaratıyor. Yüksek borçlanma maliyetleri, diğer ülkelerin borçlanma maliyetlerini de artırıyor. El-Erian, "ABD'de olan hiçbir şey, ABD'de kalmıyor" diyor. Sonuç olarak, haneler muhtemelen ipotek, otomobil kredileri ve kredi kartları için daha yüksek faiz oranlarıyla karşılaşacak. Düşük gelirli bireyler bu durumdan en çok etkilenenler arasında yer alacak. Ayrıca, firmaların daha yüksek borçlanma maliyetleri, genellikle tüketicilere yansıtılıyor ve bu da fiyatların artmasına yol açıyor. Dolayısıyla, borcun etkisi bir şekilde insanların cebine yansıyor.