Milli Eğitim Bakanlığı 2019-2020 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam 18 milyon 241 bin 881 öğrenci bulunuyor. Bu rakam dünyadaki 100 ülkenin nüfusundan fazla. Pandeminin ülkemizde görülmesiyle 2019-2020 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde okullarımızı yüz yüze eğitime kapattık. 2020-2021 eğitim öğretim yılı ise maalesef belirsizliklerle başladı. Kademeli ve seyreltilmiş eğitim adı altında yürütülen çalışmalar ne kadar yeterli olacak? Bu konuda iki uç görüş var:
Birincisi önceliği sağlığa verip eğitimi feda edilebilir bulanlar, ikincisi "eğitimsiz bir hayat ve gelecek olamaz" deyip kesinlikle ödünsüz bir şekilde eğitim hayatının devam etmesi gerektiğini savunanlar…
Ben bu konuda orta bir yol izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yapılması gerekenleri üç ana başlıkta toplamak istiyorum:
Devlete düşen görev ve sorumluluklar : Öğrencinin okulla olan ünsiyet bağının kopmaması için kesinlikle haftada dört gün ve günde altı ders saati olarak devam ettirmek adına gerekli fiziksel ve tedbirleri almak ve uygulamak, online eğitimi minimum düzeyde tutmak.
Aileye düşen görev ve sorumluluklar: Bu özel dönemde çocuklarımızla daha bilinçli bir şekilde ilgilenmeliyiz. Çocuklarımızın günlük takvimini yakından takip etmeli gerekirse ilave eğitim fırsatlarını devreye sokmalıyız. Özel dersler ve sosyal medya üzerinden yardımcı öğretim platformlarını da göz ardı etmemeliyiz. Gerekli motivasyonu sağlamalı, ödül ve ceza yöntemleriyle çocuklarımızla sürekli iletişim halinde olmalıyız.
Öğrencilerimize düşen görev ve sorumluluklar: Bu kriz ortamından doğabilecek fırsatları anlayabilecek ve eğitim öğretim hayatının geleceğini nasıl etkileyebileceğinin farkında bir bilince sahip öğrencilerde bireysel çalışma ve gelişimlerini sürdürmelidirler.
Kısa ve orta vadede, online eğitimin bir sonucu olarak sürekli sandalyede oturan çocuktaki hareket ve iskelet sistemi bozuklukları, obezite ve beslenme sorunları, sosyal çevre olmamasına bağlı sosyolojik sorunlar, kişilik sorunları ve kişisel gelişim sorunları karşımıza çıkabilecek olası problemlerden bazıları. En büyük korkum ise bu çocukların kayıp nesiller olarak hep eksik yetişmiş, ülke tarihinin sorunlu çocukları olarak karşımıza çıkmaları olacak.
Bu yüzden herkes durumun ciddiyetini kavramalı, üzerine düşen görev ve sorumluluklarını yerine getirerek feda edilenin “eğitim” değil “geleceğimiz” olduğunun farkına varmalıdır.