En Kötü Senaryo Ne Olabilir?
Post-modern insan ilk büyük pandemiyi yaşarken tedirginlik ve korku yerini yavaş yavaş gelecek ile ilgili umutsuzluğa bırakıyor. Bilim kurgu romanlarında okuyup , filmlerinde izlediğimiz salgın senaryoları bir anda tamamen salt bir gerçeklik olarak birkaç ay içerisinde hayatımızın bir parçası haline geldi.
Global bir köy haline gelen dünyamızda gerek turistik gerekse ticari olarak yapılan insan hareketleri sonunda, Amazondaki yerlilerden Tibet’in dağ köylerine, Afrika’nın en ücra yerli kabilelerinden Grönland’ın karla kaplı köylerinde vakalar ciddi bir şekilde artış gösteriyor. Dünya çapında vaka sayısı otuz milyona ölü sayısı bir milyona dayandı.
Covid 19 gerek kişisel olarak gerek toplumsal alanda geri dönüşü olmayan hasarlar oluşturmaya başladı. Yaşadığımız can kayıplarının acılarını yüreğimizde hissederken iyileşen hastalarda nasıl bir hasar oluşabileceğini bilim adamları da henüz tam olarak tespit edebilmiş değiller.
Ekonomide teknoloji ürünleri, sağlık ürünleri , hijyen ve temizlik malzemeleri üreten birkaç sektör dışında genel bir durgunluk ve belirsizlik havası hakim. Turizm, eğitim, hizmet sektörleri , kültür-sanat ve tüketimin azalmasına bağlı olarak birçok üretim alanında bir çöküş yaşanıyor.
Aşı çalışmaları insanların umutlarını sürekli artırmak için medya ve basın yoluyla popüler gündemin malzemesi olmuş durumda.
Her ne kadar Microsoft’un sahibi Bill Gates beş yıl önce corona virüs hakkında kehanette bulunduysa da, dünyadaki en büyük uluslararası şirketler aşı alanında çok büyük yatırımlar yapsa da dillendirilen komplo teorilerine inanmak istemiyorum.
Bütün bu tespitler sonucunda ne yapmalıyız?
Öncelikle kişisel ve toplumsal korunma adına maske-mesafe –hijyen konusunda son derece duyarlı ve titiz olmalıyız.
Mümkün olduğunca gereksiz insan hareketlerinden uzak durmalıyız.
Ekonomik olarak zorunlu ihtiyaçlarımız dışında gereksiz tüketimden kaçınmalı ,tasarruflu ve tedbirli davranmalı, israftan uzak durmalıyız.
Kredi ve borçlanmanın yalnızca sorunların birkaç ay ertelenmesine yarayacağını sonrasında ise daha büyük problemlerin karşımıza çıkacağını unutmamalıyız.
Kendi öz kaynaklarımızla çözümler bulmalıyız. Bu kriz ortamında fırsatlar yaratmak ise ancak kısıtlı sayıda zekalar ve sermaye sahipleri için söz konusu olabilir.
Yaşanan sağlık, psikolojik ,sosyolojik ve ekonomik travmalar bizde nasıl izler bırakacak kimse bunu öngörecek bilgiye sahip değil.
İnsanlar yaşanan bu umutsuzluk ve belirsizlik ortamı içinde belki de en çok “Acaba En Kötü Senaryo Ne Olabilir?” sorusunun cevabını ve pandemi öncesi hayatına dönüp dönemeyeceğini merak ediyor.
İnsanın en temel duygusu güvenlik, insan ruhunun en rahatsız olduğu şey ise belirsizliktir. Biz bu süreçte en değerli şeyin “sağlıklı bir yaşam” olduğunu anlamış oluyor, hayatın ne kadar değerli olduğunu anladığımızı varsayıyorum. Her şey zıddıyla kaimdir, öyleyse hayatı, zıddı olan ölüme dair Cemal Süreya’nın şu dizeleriyle bir kez daha anlamlandıralım:
Ölüm geliyor aklıma birden ölüm
Bir ağacın gölgesine sarılıyorum….



















