İsrail savaş uçaklarının Suriye’nin İdlib bölgesindeki bir havaalanına yönelik gerçekleştirdiği saldırı sırasında Türk radarları tarafından takip edildiği iddia ediliyor. Uçakların Türk sınırına 2-3 dakikalık uçuş mesafesine kadar yaklaşmasına rağmen, Türk hava sahasına girmeden rotalarını değiştirdikleri belirtiliyor. Bu durum, Türkiye’nin sınır hattındaki hava hareketliliğini tespit etme ve takip etme kapasitesini yeniden gündeme taşıdı. Ancak, saldırı sırasında hangi radar sisteminin kullanıldığına dair resmi bir açıklama yapılmadı. Türk hava sahasının gözetlenmesinde, farklı menzil ve görevlerdeki radar sistemlerinden oluşan entegre bir yapı kullanılıyor. ASELSAN tarafından geliştirilen ALP radar ailesi, bu yapının önemli bileşenlerinden biri olarak öne çıkıyor. 2024 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine katılan ALP 300-G Taşınabilir Erken İhbar Radar Sistemi, 2025 yılında seri üretim ve teslimat süreçlerine girdi. ALP 300-G, AESA mimarisiyle çalışan bir erken ihbar radarı olarak dikkat çekiyor. 4.000’den fazla gönderme-alma modülüne sahip olan bu sistem, bir modül arızalansa bile diğer modüllerle işlevini sürdürebiliyor. Ayrıca, radarın yaklaşık 30 dakikada kurulabildiği belirtiliyor. ALP 300-G’nin yüksek veri işleme kapasitesi de önemli bir özellik. Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, sistemin 500’e yakın sayısal haberleşme yapabildiğini ve saniyede 81 DVD içeriğine eşdeğer veri işleyebildiğini açıklamıştı. Geliştirilmesinde 435 binden fazla kod satırının kullanıldığı ifade ediliyor. Türkiye’nin radar mimarisinde daha uzun menzilli sabit sistemler de mevcut. ASELSAN’ın ALP 500-G sistemi, sabit konuşlandırılacak ALP ailesinin en uzun menzilli arama radarı olarak tanımlanıyor. ALP 500-G, düşük radar kesit alanına sahip ve görünmezlik teknolojisi kullanan hava hedeflerini uzun mesafeden tespit, takip ve sınıflandırma yeteneğine sahip. Bu sistem, NATO ACCS ve hava-füze savunma sistemleriyle entegre bir şekilde çalışacak şekilde tasarlanmış durumda. Ancak, bir radarın stealth uçakları tespit edebilmesi, uçağı her koşulda kesin olarak tanıyabileceği veya angajman menziline kadar takip edebileceği anlamına gelmiyor. Stealth uçakların düşük radar kesit alanı, radarın çalışma frekansı, hedefin yönü, irtifası ve atmosferik koşullar gibi birçok faktör, tespit performansını etkiliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin avantajı, tek bir radarın performansından ziyade, farklı radarların oluşturduğu ağ ve elde edilen hava resminin komuta-kontrol sistemleriyle paylaşılmasıdır. Erken ihbar radarlarının temel işlevi, doğrudan hedefi vurmak değil, hava sahasındaki tehditleri mümkün olduğunca erken tespit ederek hava savunma unsurlarına bilgi sağlamaktır. ALP 500-G’nin resmi belgelerinde, sistemin üç boyutlu hava resmini komuta-kontrol merkezlerine, NATO ACCS’ye ve hava-füze savunma sistemlerine aktarabildiği belirtiliyor. Bu yapı içinde erken ihbar radarlarından gelen bilgiler, hava savunma sistemlerinin sensörleri ve diğer kaynaklardan elde edilen verilerle birleştirilerek daha kapsamlı bir hava resmi oluşturulabiliyor. Dolayısıyla, İdlib örneğinde uçakların Türk hava sahasına girmeden takip edilmesi iddiası doğrulanırsa, bu durum yalnızca “bir radar uçağı gördü” olarak değerlendirilmemelidir. Asıl kritik nokta, sınır hattındaki hava hareketliliğinin erken tespit edilerek hava savunma komuta-kontrol ağına aktarılabilmesidir.
LG Electronics yapay zeka veri merkezleri için soğutma kapasitesini artırıyor
18:02 - TEKNOLOJİ