Küresel tahvil piyasasında yaşanan düşüş, borçlanma maliyetlerini artırarak hükümetler, şirketler ve tüketiciler için kalıcı bir yüksek faiz döneminin olabileceği endişelerini gündeme getiriyor. Almanya'nın 10 yıllık tahvil getirisi yükselirken, ABD 10 yıllık Hazine tahvil getirisi 2011'den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Japonya'da tahvil getirisi yüzde 3'ün üzerine çıkarken, İngiltere devlet tahvili getirileri de Kasım 2023 itibarıyla en yüksek seviyelere ulaştı. Bu gelişmeler, yüksek devlet borçlanması, artan enflasyon endişeleri ve merkez bankalarının para politikasını sıkı tutma beklentilerinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Brookings Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan Robin Brooks, mevcut durumu uzun yıllar sürecek bir orta vadeli trendin devamı olarak tanımlıyor. CIFC Asset Management genel müdürü Natalia Lojevsky ise yüksek borçlanma piyasasının yeniden ortaya çıkan enflasyon riskleriyle birleşmesi nedeniyle faiz oranlarının daha da yükselebileceğini belirtiyor. Hükümetler, faiz oranlarındaki artıştan en çok etkilenen kesimlerin başında geliyor. Dünya genelinde devlet borç yükleri zaten yüksek seviyelerde bulunuyor. Vadesi gelen borçların daha yüksek faiz oranlarıyla yeniden finanse edilmesi, kamu maliyesini zorlaştırarak faiz maliyetlerini kademeli olarak artırıyor. State Street Investment Management kıdemli sabit gelir stratejisti Masahiko Loo, büyük mali açıkları, yüksek borç yüklerini ve dış sermayeye bağımlılığı bir arada bulunduran ülkelerin en savunmasız kesimi oluşturduğunu ifade ediyor. Loo, Fransa'nın bu konuda öne çıktığını, mali kaymalar ve sınırlı siyasi iştah nedeniyle zorluklar yaşadığını belirtiyor. Gelişmekte olan piyasalarda ise çift açık veren ülkeler özellikle riskli konumda bulunuyor. Küresel faiz oranlarındaki artış, bu ülkelerde hem borçlanma maliyetlerini hem de finansman risklerini artırıyor. Yetkililer, tahvil geri alımları veya ihraç edilen borcun miktar ve vadelerinde değişiklik yaparak getirileri kontrol etmeye çalışsa da, bu önlemler yüksek borçlanma ile yatırımcı talebi arasındaki temel dengesizliği çözmekte yetersiz kalıyor. Deutsche Bank, faiz oranları yükseldikçe birçok ülke için uzun vadeli mali gidişatın daha da rahatsız edici hale geleceğine dikkat çekiyor. Japonya, devlet borcunun gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 200'ünden fazlasını oluşturmasıyla bu baskıyı en açık şekilde gösteren ülkeler arasında yer alıyor. Ulusal borç servisinin, 2026 mali yılı için devlet harcamalarının yüzde 25'inden fazlasını oluşturacağı tahmin ediliyor. İşletmeler, borçlarını yeniden yapılandırmak veya genişleme için fon toplamak adına daha fazla ödeme yapmak zorunda kalıyor. Özellikle büyük borçlanma ihtiyacı olan, zayıf bilançolara sahip veya değişken faizli borçları bulunan şirketler bu süreçte savunmasız durumda kalıyor. Keeley Teton Advisors portföy yöneticisi Thomas Browne, küçük ölçekli şirketlerin büyük şirketlere kıyasla daha fazla değişken faizli borç tutma eğiliminde olduğunu, bunun da faiz oranları yükseldikçe faiz giderlerinin hızlı bir şekilde artmasına neden olduğunu vurguluyor. Masahiko Loo, bedava paraya alışkın olan ve kaldıraç etkisine en çok maruz kalan sektörlerin baskı altında olduğunu belirtiyor. Ticari gayrimenkul, özel sermaye destekli şirketler ve düşük kaliteli yazılım işletmeleri bu durumdan en çok etkilenen alanlar arasında yer alıyor.
TCMB Ağustos 2023 Fiyat Gelişmeleri Raporu: Enflasyon Artışı
20:04 - EKONOMİ